deneme, şiirimsi

sokak lambasında üç şiyah

Kırık… Gecenin içine saklanan her şeyi düşünüyor adam pencereden sokak lambasına bakarken.  Geceden cesaret bulup çöpleri deşeleyen sokak kedilerini, bir de sarhoşlarını çıkmaz sokakların... En çok da gideni düşünüyor… Siyah… Soğuk… Buz tutan parmaklarına aldırmadan yazıyor kadın… Balkonun taşlarında, içine işlerken sisli soğuk… Kanırtarak kederlerini… Soluk sokak lambasının ışığında yazıyor…  Düşler tılsımını yitirdi… Yitene yazıyor…… Okumaya devam et sokak lambasında üç şiyah

Reklamlar
deneme, şiirimsi

ÇAPKIN ŞEHRİN KAYIP MİSAFİRİ

Kedilerin mesken tuttuğu daracık ve kirli sokaklarında sıkışık yaşamları çöp sularına katıp akarken yağmur, kadın muamelesi gören küçük bir kız çocuğu gibi bu şehir… Ya da şehirden bozma kasaba… Gamsız keşmekeşe arkasını dönmüş miskin misinası elini kanatıncaya kadar balık bekleyen emekli Nizam Bey’in tek isyanı ise açık havada sevişmeyi adet edinmiş karşı balkondaki komşularına… Çapkın… Okumaya devam et ÇAPKIN ŞEHRİN KAYIP MİSAFİRİ

deneme, şiirimsi

SOYLU HOVARDA

Ruhunun soylu hovardalığı yerden yere vururken kim bilir kaçıncı kez vazgeçemediklerini, bu defa başka olduğunu sen biliyorsun benden çok… Sessizliğin itiraf edemediklerinden ve belki kendi canını acıtmak için gidişin… Gitmeyebilir misin senden habersiz olana ve bölüşebilir misin kelimelerini benimle? Bu yüzden mi şakacı kabalığın ve sessiz harf kalabalığın? Peki ya, terin tenime karıştığında ve kırmızı… Okumaya devam et SOYLU HOVARDA

deneme, şiirimsi

SEMELE

İlk Ekim yağmuru düşerken Ankara’ya…   Küçük küçük eserken sonbaharın oğlu ve kuru yaprakların çıtırtısında elimden alıp götürdüğü kırmızı son yaprağın ardından öylece bakarken çok aşina bir yerde ve zaman yokken henüz…   Sırf, sadece benim olmadığı için vazgeçmeli miyim yanlışlıkla tuttuğum ellerinden?  İlk merhabada hissedilenden habersizdim desem “Hoşçakal!” derken ve bahaneler uydursam kalmak için…… Okumaya devam et SEMELE

deneme, şiirimsi

KENDİSİ GİTTİ

Yılların alıp götürdüğü ne varsa ya da getirdiği hepsi toplanmış ona bakıyordu şimdi karşısındaki adamın gözlerinden... Kanırtarak yüzüne vurduğu şey gerçeğin tam kendisiydi aslında ve kadının “sus” diyecek gücü yoktu...  Kendisi sustu...   Satır aralarını okumaya çalıştı bir umut... Vazgeçti...   “Git” demek çok zor geldi... Kalktı kendisi gitti... 2009-Ankara

deneme, şiirimsi

VAN GOGH SARISI

Kadındı… Aşıktı…   Ve, yeşil gözleri vardı adamın gecenin karanlığına inat. Sarı ne kadar yakışıyorsa van gogh’un resimlerine, yeşilde o kadar yakışıyordu bu aşka… Yastığı kokladı adamın yattığı,ciğerlerine çekti adamı. Daha düne kadar üç kişi sığıyorlardı tek kişilik bu küçücük yatağa. Kadın, adam ve aşkları…   Deniz kabuklarından yapılmış bir kutu ve yazdığı bir kitapla… Okumaya devam et VAN GOGH SARISI

deneme, şiirimsi

SATIR BAŞI

Olduğum yer yalnızlığın satır başıydı, Kim bilir kaçıncı paragraftaydım, Sonra, birden fark ettim ki! Bende tıpkı babam gibi, Karıştırıyordum hep noktayla virgülün yerini… Üç noktayla biten uzun cümleler kuruyordum. Özne kayboluyor, yüklem anlamını yitiriyordu. Ve kimse beni anlamıyordu. Kalmasını istediklerim gidiyordu ve canım yanıyordu… 2007 - Ankara

deneme, şiirimsi

HER ŞEYE ŞAHİT BİR DUT AĞACI

I Bir yanı dere yatağına uçurum olmuş parke taşlı dar bir yol... Yolun başında mavi demirden bir bahçe kapısı… Kapıyı açınca taş basamaklarla çıkılan küçük bir bahçe… Bahçenin solunda tek katlı eski bir ev, sağında koca gövdesiyle her şeye şahit bir dut ağacı… II Dut ağacının dallarında ben, camın önünde annem beni seyrederken… Yaprağını kanayan… Okumaya devam et HER ŞEYE ŞAHİT BİR DUT AĞACI

deneme, şiirimsi

TESADÜFEN

Bir arabanın arka koltuğunda oturmuş herkesin ve her şeyin ne kadar da aynı olduğunu sorgularken belki bininci kez, bana yol gözüküyor yine çok yakın ve çok uzak…   İlk aklıma gelen gitmek olduğum yerden en küçük aksilikte… Üzgün kentler arıyorum ayrılıklar için Ahmet Telli’nin dediği gibi…   Misinaya dizilmiş kehribar taneleri gibi yanından geçtiğim şu… Okumaya devam et TESADÜFEN

deneme

ŞALAMAR

Gözlerin arkasındaki karanlıgı görmeyi bilseydi, bu kadar arsız gülemezdi yanan ısıklarda Aymaz! Bir kutunun icine sıgdırdığı hayallerinin yosunlara dolandığını ne bilsin! ... Akladığın sarkılara yalancı hikayeler yazarken ve en cok sen inanırken yazılanlara, kuyularda yüzünü arıyorsun yine! Yollarda kaybolmayı seversin, bilirim! Yeniden ve yeniden kendini bulmak icin kurbanlar sunarsın arza! ... Hani diyordu ya; "Basü… Okumaya devam et ŞALAMAR

deneme

ELİ SOPALI

Ait olmadığım yerlerde salınıp duruyordum. Zoraki elbiseler giydiriyordum kendime kim bilir ne sebeplerle! Nasıl da yok saymışım ayağına uymayan ayakkabının can acısını... Eskiden olsa kızardım önce kendime sonra her şeye ve de evrene! Ama artık başka bakıyorum acıyan ayaklarıma! Şükrediyorum iyiki varlar, iyiki acıdılar... İçe doğru büyümüşüm birazcık demek ki! İnsanı kendinden başka kim büyütebilir… Okumaya devam et ELİ SOPALI

deneme

HAYATIN HALLERİ

Eserekli yaşadığında güzel şu hayat! Bazen en dipte "Bitse de gitsek!" durumları! Bazen 9.5 Hz. de titreyerek iyonosfer ile dans oyunları! Bir aşağı bir yukarı, Kalp atış grafiği gibi! Yani, en doğalı ve en güzeli. Yani, hayatın halleri... İyonosfer falan demişken; İte, kaka,zorla ve zorla hızlandırdığımız sonra da zorlandığımız yaşam ritminin doğalı yavaş! Dingin! Kafanı… Okumaya devam et HAYATIN HALLERİ

deneme

FİKR-İ FİRAR

... Hani şu camdan seyrettiğim yağmur yerlere çarpıyor ya; Öyle çarpıyorum kendimi hayata! Ve, kimbilir nerelerim kanıyor yalanlarla... ... Hadi, sen de gel otur benim yanıma! Mumlar yakarız yağmur akşamlarına... Bak! Nasıl da köpürüyor zamanın acımasız ağzı! Neredeysen! Firar et... Bekletme kendini yalancı ışıklarda... E.C.

deneme

EMANETÇİ

Ben bir emanetçiyim aslında! Türlü türlü emanetler var raflarımda; Aldığım nefes en başta! Bir kız çocuğu mesela... Gökyüzü, toprak, su ve bahçedeki sarmaşık güller... Üzenler, küsenler... Sevdalar alt raflarda, sıkıca bantlanmış kutularda... Dünyalıklar boydan boya bir duvarda! Hadi onlar bir yana, gelip geçen herkesin hakları var kilitli dolaplarda! Gören gözüm, susmayan dilim, kanayan kalbim... Ve,… Okumaya devam et EMANETÇİ

deneme

GAR BÜFESİ

Başını kompartımanın camına dayamış trenin kalkışını beklerken kiminin elinde valizleri, kiminin sırtında çarşaftan yapılmış büyük bohçaları ile koşturan yolcuları seyrediyordu Kadın. Gözü, karşıdaki “Gar Büfe” yazılı tabelaya kaydı, beyaz ışıklı zemin üzerine cırtlak mavi renkte yazılmıştı. İçerisi de en az tabela kadar bakımsız ve çirkindi. Beyazdan siyaha dönmüş plastik masalar bomboştu. Çocukluğu geldi oturdu o… Okumaya devam et GAR BÜFESİ

deneme

KOKU..

Geçmiş, gelecek, mutluluk, hüzün, özlem, şehvet, nefret, öfke, ölüm… Her şey kokuların içinde gizli… Kekremsi bir amonyak ile çiğ et kokusunun karışımıdır mesela ölüm! Gelecek, çilek kokar! Geçmiş, yosun olabilir ya da bir dağ başında esen kekik! Hüzün, pembe pudra... ... Serin esen bir bahar gününün, öğleden sonrasında, oturduğum kafede, üçüncü kahvemi de bitirdim… Tanımadığım… Okumaya devam et KOKU..