Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘deneme’ Category


Hani şu camdan seyrettiğim yağmur yerlere çarpıyor ya; 
Öyle çarpıyorum kendimi hayata!
Ve, kimbilir nerelerim kanıyor yalanlarla…

Hadi, sen de gel otur benim yanıma!
Mumlar yakarız yağmur akşamlarına…
Bak! Nasıl da köpürüyor zamanın acımasız ağzı!
Neredeysen! Firar et…
Bekletme kendini yalancı ışıklarda…
E.C.

Read Full Post »

Ben bir emanetçiyim aslında!
Türlü türlü emanetler var raflarımda;
Aldığım nefes en başta!
Bir kız çocuğu mesela…
Gökyüzü, toprak, su ve bahçedeki sarmaşık güller…
Üzenler, küsenler…
Sevdalar alt raflarda, sıkıca bantlanmış kutularda…
Dünyalıklar boydan boya bir duvarda!
Hadi onlar bir yana, gelip geçen herkesin hakları var kilitli dolaplarda!
Gören gözüm, susmayan dilim, kanayan kalbim…
Ve, ben kötü bir emanetçiyim aslında!

Read Full Post »

GAR BÜFESİ

Başını kompartımanın camına dayamış trenin kalkışını beklerken kiminin elinde valizleri, kiminin sırtında çarşaftan yapılmış büyük bohçaları ile koşturan yolcuları seyrediyordu Kadın.
Gözü, karşıdaki “Gar Büfe” yazılı tabelaya kaydı, beyaz ışıklı zemin üzerine cırtlak mavi renkte yazılmıştı. İçerisi de en az tabela kadar bakımsız ve çirkindi. Beyazdan siyaha dönmüş plastik masalar bomboştu.
Çocukluğu geldi oturdu o boş masalardan birine; cam şişede çamlıca gazozunu kafasına dikiyor ama sadece yarım yudum içiyordu ki hemen bitmesin! Anneannesi evde yaptıgı köfte ekmekten sokuşturuyordu arada ağzına… Sorup öğrenmek istediği bir çok şey vardı ama ağzı boş kalmıyordu ki hiç! Mesela, o kocaman bohçalarda neler vardı? Ayrılanlar neden hep ağlardı? Yolda çişi gelirse treni nasıl durduracaklardı? Annesi neden onları yolcu etmeye gelmemişti?

Silkelenip, olduğu zamana döndü yüreği sıkışırken…
Şimdiki zaman da geçmiş zaman kadar yanlış ve yalnızdı doğrusu!
Şehirlerarası yollarda tutunacak bir hayal ararken İzmir’e gömdüğü hayal kırıklığını on yedi numaralı kompartımanının camından seyrediyordu…

Gar Büfedeki yaşlı amcaya ve çocukluğuna el salladı tren gardan uzaklaşırken.

Yol uzundu.
Kızgındı.
Kırgındı.
Kime?
Niye?
Cevabı bulanıktı.
O bir hayalperestti.
Gerçekleri görmesi gerekiyordu.
Ya da gerekmiyordu!
Yol uzundu.
En güzeli uyumaktı.
Gözlerini kapattı.
Trenin ritmine ayak uydurarak hayal kurmaya başladı…

Read Full Post »

KOKU..

Geçmiş, gelecek, mutluluk, hüzün, özlem, şehvet, nefret, öfke, ölüm…
Her şey kokuların içinde gizli…

Kekremsi bir amonyak ile çiğ et kokusunun karışımıdır mesela ölüm!
Gelecek, çilek kokar!
Geçmiş, yosun olabilir ya da bir dağ başında esen kekik!
Hüzün, pembe pudra…

Serin esen bir bahar gününün, öğleden sonrasında, oturduğum kafede, üçüncü kahvemi de bitirdim…

Tanımadığım ve muhtemelen O’na hiç benzemeyen bir adam yanımdan geçerken, babamı getirdi bana bıraktığı kokuyla…

Nerdeyse akşam oluyor, eve gitme zamanı!
Maydanoz almam lazım, şeker de bitmişti!
Ha, bir de sokak kedilerine mama almayı unutmayayım!

Aa bu arada!
Yalnızlığın ıslak kedi yavrusu koktuğunu söylemiş miydim?

Read Full Post »

KOKU..

Geçmiş, gelecek, mutluluk, hüzün, özlem, şehvet, nefret, öfke, ölüm…
Her şey kokuların içinde gizli…

Kekremsi bir amonyak ile çiğ et kokusunun karışımıdır mesela ölüm;
Geçmiş çilek kokar hep..
Hüzün pembe pudra…
Gelecek, yosun olabilir ya da bir dağ başında esen kekik…


Tanımadığım ve muhtemelen O’na hiç benzemeyen bir adam yanımdan geçerken, babamı getirdi bana bıraktığı kokuyla…

Serin esen bir bahar gününün, öğleden sonrasında, oturduğum kafede, üçüncü kahvemi de bitirdim…

Nerdeyse akşam oluyor, eve gitme zamanı.

Maydanoz almam lazım, şeker de bitmişti!
Ha, bir de sokak kedilerine mama almayı unutmayayım!

Yalnızlığın ıslak kedi yavrusu koktuğunu söylemiş miydim?

Read Full Post »

MİNİK CAN

Bazen…
Hani ne bileyim! 
Duyguların tükenir, sevgi inanılırlığını kaybeder!
Yapayalnız hissedersin kendini…
O anda küçücük, öksüz bir can girer hayatına ve güzelleşiverir herşey…
Kocaman bir boşluğu doldurur masum bir bakış…
Öyle bir sırtını dayar ki sana korktuğunda, içindeki bütün ölü efeler ayağa kalkar…
Söyleyecek bir şeyin kalmadığında, gülecek bir sürü şey yapar minik can…

Geceleri onu beslemek için defalarca uyanırsın söylenerek!
Kaka yaptığı yerleri temizlerken karşılaştığınıza pişman olursun!
Ellerindeki tırmık yaraları acıdıkça öfkeden ağlarsın bile!
Sonra, uyumak için koynuna sokulduğunda, öyle bir bakar ki sana içindeki bütün anneler ayağa kalkar…
Söyleyecek bir şeyin kalmadığında, gülecek bir sürü şey yapar minik can…

Bazen,
Hani ne bileyim!
İnsanlara olan tüm inancını kaybetmişken;
Güvenmeyi yeniden hatırlatır sana minik, öksüz can…

Sonra asıl ait olduğu yere gitmesi gerektiğinde bütün gülücükleri de beraberinde götürür ve yine gri olur ağaçlar…
Yine insanlarla ve yine yalnız kalır her yer…

Read Full Post »

Hüzünden beslenirdi!

Şarkıları ağlamak için dinler,
Rakıyı efkarlanmak için içerdi.
Aşkı bile sonunda üzülmek için isterdi sanki!

Öyle bir gülerdi ki!
Öyle güzel gülerdi ki!
Hüzün ancak bu kadar yakışırdı bir gülüşe…
Ve, gözleri!
Öyle güzel bakardı ki!
Onun gibi göremezdi hiç kimse baktığı hiç bir şeyi…

Hüzünden beslenirdi!
Zaten hüzün, Ondan başka kime yakışırdı ki!

Read Full Post »

Older Posts »